Geçtiğimiz hafta perşembe günü. Öğlen arasına girdim ve yemek yemek için iş yerinden çıktım. Bir telefon geldi.

-“…. Hanımla mı görüşüyoruz?

-Evet, buyurun benim.

– Biz bla bla programından arıyoruz, siz elemeleri geçtiniz isterseniz önümüzdeki hafta pazartesi-cuma günleri arasında yarışabilirsiniz. Kabul ediyor musunuz?

-Ben başvuralı neredeyse üç ay oldu, ben yarışmayı düşünmüyorum, teşekkür ederim.

– Emin misiniz?

-Evet eminim, teşekkürler iyi günler.”

Geçtiğimiz sene Kasım ayında bir yemek programına başvurmuştum. Seçmelere çağrıldım. Seçmelerdeki gariplik üzerine, yarışmak istemediğimi ve olumsuz olduğumu belirttim. Çünkü seçmelerde “ekran insanı” aradıklarını ve önemli olan yemeklerin lezzetinin olmadığını söylemişlerdi. Ben de aradıkları “ekran insanının” ben olmadığını belirtmiştim. Buna rağmen bu kadar ay sonra aranınca bir şaşırmadım değil. Telefonu kapattığımda acaba reddetmesemiydim diye düşünmedim ama sonra geçti anında.

Hayat yaptığımız seçimlerin tamamı. Orada mevzubahis gerçekten yemek değildi, benim tek amacım el lezzetimi ve yemek bilgimi ölçmekti. Bir de büyük klişelerden biri; tatlı bir anımın kalmasıydı.

Bakalım, belki yeni yollar açılır da tatlı heyecanlar yaşayacağım işlerin içinde var olurum. Allah büyük, hayal kurmak serbest. Bu da böyle bir anıydı sevgili günlük. Hayatla aramdaki tatlı münakaşayı yenmeyi diliyorum. Ve bir de içimin sineceği projelerle hayattan kopmamayı. Çünkü sonradan fark etsem de ben hayatın içinde var olmayı, yararlı ve yol gösterici olmayı seviyorum. Şu an yaptığım maskeden dolayı mimiklerimi hissetmiyorken bunları yazıyorum  ve maalesef yazının ruhunu mimiklerimde hissetmiyorum 🙂 Ben yüzümdeki maskeden kurtulayım siz kendinize iyi bakın nasıl olur 🙂

 

Paylaş:

Kahveli Şekerli

administrator