Sakarya’da son senem. Hayatımın en yoğun ve en güzel senesi. Bir yandan haftanın yedi günü doluyum, bir yandan da şiir gibi günler geçiriyorum. Merkezde bir cafe var kimsenin uğramadığı. Oktay Abi’nin mekanı. Çayı da aynı yüreği gibi güzel bir abi. Haftanın bazı günlerinde orada çay içiyorum şiirle yarışır zamanlar geçiriyorum, geniş zamanlar. Çok yorucu ama bir o kadar da güzel günler. Hayatımda şiiri ve yaşamayı çok sevdiğim başka bir dönem yok düşündüğümde.

Ahmet Erhan, Şükrü Erbaş, Ahmet Telli, İsmet Özel o dönemden yadigar şairler bana, hediye kitaplarım gibi. Sonraki senelerde de çok güzel zamanlarım oldu, sonrası derin imtihan.

Bugün biraz garip bir hal var üzerimde. Biraz dağıldım. Tüm gün ekmek yaptım nedensiz, şimdi bu satırları yazıyorum. İç dökmeli bir yazı olsun bu da napalım.

Bazen yaşarken fark etmiyoruz güzelliğini. Yaşarken fark etmediğimiz sonrasında yaramız oluyor. Yazdığımız şiirlerde döküyoruz içimizi. Geçtiğimiz yollara anlatıyoruz derdimizi. Geniş zamanlar bekleyip duruyoruz.

Oysa ne yara geçmiş oluyor ne geniş zamanlar gelmiş.

‘Ne zaman kokun salınsa rüzgardan içre

Şol ciğerimde bir yara sazlanır.’

Yaşadım o günlerin şiirine zaman olarak büyük, yara olarak derin o günlere.

Şiiri geçen sene Haziran’da yazmıştım. Bir sene dolmak üzere. E o zaman hala o Haziran’da kalan bir çocuğun şiiri olsun bu da.

Paylaş:

Kahveli Şekerli

administrator